Çifte Tehlike – Double Jeopardy (1999)

Mutlu bir hayat sürmekte olan Libby Parsons (Ashley Judd), kocası Nick'in (Bruce Greenwood) ölümünden suçlu bulunmuş ve hapse atılmıştır. Libby hapse düşerken 5 yaşındaki oğlu Matty'i en yakın arkadaşı Angie'ye (Annabeth Gish) emanet eder. Ne var ki angie de ortadan aniden yok olur. Libby olayın sırrını çözmeye çalışırken kocasının yaşadığını ve Angie ile beraber olduğunu öğrenir. Arkadaşlarından biri Libby'ye kocasını öldürürse bir ceza almayacağını çünkü bu suçun cezasını zaten çekmiş olduğunu söyler. Libby hapisten çıkınca bu planı uygulamak üzere kocasının peşine düşer. Şartlı tahliyede ona göz kulak olması için görevlendirilen Travis Lehman (Tommy Lee Jones) ise ona engel olmaya çalışır. Bundan sonrası ise gerilim ve aksiyon dolu olaylar zinciridir.

Sırlar Kitabı – Les traducteurs (2019)

Dokuz özenle seçilmiş çevirmen çok satan kitap serisi “Daedalus” üçlemesinin merakla beklenen son kitabı için güvenlikli bir sığınakta çeviriye başlar. Yayıncı Eric Angstorm, kitabın şablonunu ve kitabı çevirirken hiçbir şekilde bilgi sızdırılmaması için her detayı düşünmüştür. Bir ayda kitabın 480 sayfasını dokuz farklı dilde çevrilmiştir. Ancak bir şekilde ilk on sayfa internete sızdırılmıştır. Angstorm’a şantaj yapan kişi yayın evinin ve 9 tercümanın hayatını riske atmaktadır. Acaba çevirmenler buradan canlı olarak çıkabilecek midir?



Yürekten Biri – One from the Heart (1981)

Hank ve Frannie daha fazla beraber yaşayabilecek gibi görünmemektedir. Beş yıllık bir ilişkinin ardından, şehvetli ve hayalci Fanny'nin ayakları, Hank'le ilişkilerinin yıldönümünde yere basar. Her ikisi de hayallerinin sevgilisiyle tanışır, fakat onlar da parlak göründükleri kadar ışıklı ve renkli birer oyundan ibarettirler. Gerçek aşk, büyüleyici tutkuya galip gelecek mi? Coppola'nın Broadwayvari romantik müzikaline hoşgeldiniz.



Beyoğlu’nun Arka Yakası (1986)

Beyoğlu’nun önemini kim reddedebilir? Kültür-sanat kadar eğlence hayatının merkezi de yüzyıllardan beri orasıdır. Zamanında ana caddesinde hanımefendi ve beyefendiler şık kıyafetlerle boy gösterirken, arka sokakları hemen her alt kültürün buluşma yeri olmuş bir semt... İstanbul’la ilgili pek çok iktidar savaşının Beyoğlu üzerinden ilerlemesi, bu çokkültürlü merkezi yeniden biçimlendirmek isteyenlerin eksik olmaması da elbette şaşırtıcı değil.


Beyoğlu’nun önemini kim reddedebilir? Kültür-sanat kadar eğlence hayatının merkezi de yüzyıllardan beri orasıdır. Zamanında ana caddesinde hanımefendi ve beyefendiler şık kıyafetlerle boy gösterirken, arka sokakları hemen her alt kültürün buluşma yeri olmuş bir semt… İstanbul’la ilgili pek çok iktidar savaşının Beyoğlu üzerinden ilerlemesi, bu çokkültürlü merkezi yeniden biçimlendirmek isteyenlerin eksik olmaması da elbette şaşırtıcı değil.
Sürtük’ten bahsederken bunlar öncelikle akla gelmeyebilir. Film, gazino patronu Ekrem’in amatör şarkıcı Naciye’yi yetiştirip assolist yapmasını konu alır. Ancak Naciye müzik dersleri aldığı piyaniste âşık olunca işler karışır, çünkü Ekrem “eseri” üzerinde iktidarını ilan etmeye çalışır; filmin bir sahnesinde de Naciye’ye şöyle der: “O Beyoğlu caddesinde potin bile boyadım ben. Şimdi de senin gibilerle halkın gözünü boyayıp, para kazanıyorum.” Naciye gibi, Beyoğlu’nun gece hayatı da onun için bir proje, bir iktidar alanıdır. Gerçekten de Ekrem, bir nevi her şeyin üzerindeki “güç”tür; âşıklar bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışınca, iş buldukları küçük işletmeleri de satın alarak çalışmalarını engeller. Ancak gerçek hayattaki iktidar sevdalılarından farklı olarak sonunda ısrarından vazgeçer. Âşıkların birleşmesine aracı olduktan sonra gazinodan çıkar ve Beyoğlu sokaklarında yalnız başına yürür. Kamera uzaklaşırken, Ekrem de küçülür. Artık ne Naciye’nin, ne de Beyoğlu’nun sahibi olabileceğini anlamıştır.
Beyoğlu’nun Arka Yakası ise bu semte Ekrem ve benzerlerinin sürmeye çalıştığı cilayı söküp atar. Beyoğlu’nun arka sokaklarını gösterirken şöyle der film: “Beyoğlu’nu batırmak, yermek kadar kolay bir şey yok… İyi röportajcı Beyoğlu’na söver. Ben acemi röportajcıyım, Beyoğlu’nu öveceğim.” Filmin başkarakteri memur Haydar, Beyoğlu’nda felekten bir gece çalayım derken tüm maaşını bir fahişeye kaptırır ve başına gelmedik kalmaz. Sonunda gece boyu peşinden gittiği beyaz elbiseli kızın (cilalı bir Beyoğlu hayali) gerçek olmadığını kabul edecek ve Ekrem gibi sahneyi küçülerek terk edecektir. Her iki film de Beyoğlu’nun kendini ele geçirmeye veya çözmeye çalışan karakterleri eve eli boş yollamasıyla sonlanır.


Beyoğlu’nun önemini kim reddedebilir? Kültür-sanat kadar eğlence hayatının merkezi de yüzyıllardan beri orasıdır. Zamanında ana caddesinde hanımefendi ve beyefendiler şık kıyafetlerle boy gösterirken, arka sokakları hemen her alt kültürün buluşma yeri olmuş bir semt… İstanbul’la ilgili pek çok iktidar savaşının Beyoğlu üzerinden ilerlemesi, bu çokkültürlü merkezi yeniden biçimlendirmek isteyenlerin eksik olmaması da elbette şaşırtıcı değil.
Sürtük’ten bahsederken bunlar öncelikle akla gelmeyebilir. Film, gazino patronu Ekrem’in amatör şarkıcı Naciye’yi yetiştirip assolist yapmasını konu alır. Ancak Naciye müzik dersleri aldığı piyaniste âşık olunca işler karışır, çünkü Ekrem “eseri” üzerinde iktidarını ilan etmeye çalışır; filmin bir sahnesinde de Naciye’ye şöyle der: “O Beyoğlu caddesinde potin bile boyadım ben. Şimdi de senin gibilerle halkın gözünü boyayıp, para kazanıyorum.” Naciye gibi, Beyoğlu’nun gece hayatı da onun için bir proje, bir iktidar alanıdır. Gerçekten de Ekrem, bir nevi her şeyin üzerindeki “güç”tür; âşıklar bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışınca, iş buldukları küçük işletmeleri de satın alarak çalışmalarını engeller. Ancak gerçek hayattaki iktidar sevdalılarından farklı olarak sonunda ısrarından vazgeçer. Âşıkların birleşmesine aracı olduktan sonra gazinodan çıkar ve Beyoğlu sokaklarında yalnız başına yürür. Kamera uzaklaşırken, Ekrem de küçülür. Artık ne Naciye’nin, ne de Beyoğlu’nun sahibi olabileceğini anlamıştır.
Beyoğlu’nun Arka Yakası ise bu semte Ekrem ve benzerlerinin sürmeye çalıştığı cilayı söküp atar. Beyoğlu’nun arka sokaklarını gösterirken şöyle der film: “Beyoğlu’nu batırmak, yermek kadar kolay bir şey yok… İyi röportajcı Beyoğlu’na söver. Ben acemi röportajcıyım, Beyoğlu’nu öveceğim.” Filmin başkarakteri memur Haydar, Beyoğlu’nda felekten bir gece çalayım derken tüm maaşını bir fahişeye kaptırır ve başına gelmedik kalmaz. Sonunda gece boyu peşinden gittiği beyaz elbiseli kızın (cilalı bir Beyoğlu hayali) gerçek olmadığını kabul edecek ve Ekrem gibi sahneyi küçülerek terk edecektir. Her iki film de Beyoğlu’nun kendini ele geçirmeye veya çözmeye çalışan karakterleri eve eli boş yollamasıyla sonlanır.

Usta Z: Ip Man’in Mirası – Ip Man Legacy: Master Z (2018)

Aldığı yenilgiden sonra Cheung Tin-Chi, yeni bir hayata başlamaya kararlıdır. Ancak karşısına güçlü bir yabancı çıkar.Ip Man film serisinin devam eden bu filminde, başrollerde Jin Zhang ve Dave Bautista'yı görürken yönetmen koltuğunda ise Woo-Ping Yuen oturuyor.



Merhamet – Clemency (2019)

Clemency, idam koğuşunda gardiyanlık yapan Bernadine Williams isimli bir kadının yaşadıklarını, iş ve özel hayatı arasında denge kurmaya çalışmasını konu alıyor * Bu filmin can damarı senaryo değil. Ona takılıp kalırsak filme çok puan veremeyiz, gözümüzde de büyütemeyiz. Yaşattığı psikoloji bu filmi güzel yapıyor. Üstelik film birçok yönden de bize idam cezasını sorgulatıyor. Daha önce Mercy isimli filmde de bunun gibi idam cezası üzerinden sorgulama yapılmıştı. Ama bakış açıları farklı bu iki filmin. İkisini de izlerseniz demek istediğim anlaşılır... Her şeye rağmen güzel oyunculuk ve yaşattığı psikoloji için şans verin derim.



İntikam Meleği – Peppermint (2018)

Mutlu bir evliliği olan Riley North (Jennifer Garner), bir akşam ailesiyle birlikte dışarıda vakit geçirirken silahlı bir saldırıya uğrar. Eşi ve kızını kaybeden Riley, saldırıdan yaralı kurtulmuştur. Cinayetlerin bölgedeki tehlikeli bir suç grubu olan Garcia karteli üyeleri tarafından işlendiği kesindir, ancak bu kartelin korkuttuğu insanlar tanıklık etmekten kaçınmakta, yetkili kişiler ise rüşvetle susturulmaktadır. Yine de Riley'nin yoğun çabalarıyla katiller mahkemeye çıkar, ancak delil yetersizliğinden serbest bırakılırlar. Bu olanları içine sindiremeyen acılı kadın ortadan kaybolur ve 5 yıl boyunca kendi kendini adeta bir asker gibi eğitir. Geri döndüğünde tam bir ölüm makinesine dönüşmüş olan Riley, ailesini katledenlerden, suçluları koruyanlardan, yozlaşmış sistemin parçası olan herkesten intikam almaya başlar. Sadece kartelin değil, polis ve FBI'ın da hedefi haline gelen Riley, diğer yandan bir halk kahramanına dönüşmüştür.

Happy Halloween, Scooby-Doo! (2020)

Scooby-Doo ve Gizem Şirketi takımı yepyeni animasyon filmi “Mutlu Cadılar Bayramı, Scooby-Doo!” ile geri dönüyor ve Korkuluk’la yüzleşmek için Elvira’yı tanıyıp birlikte çalışıyorlar. Kasabadaki bir balkabağına zehirli bir sızıntı bulaşınca Cadılar Bayramı kaosa dönüşür ve kasabada sorun yaratmaya başlar. Ekip, Karanlığın Hanımı Elvira ve Bilim İnsanı Bill Nye ile tanışır. Birlikte Korkuluk'u yenmeye çabalarlar.

Hatıra – The Souvenir (2019)

Sinema bölümü öğrencisi olan Julie (Honor Swinton Byrne), sessiz sakin bir kızdır. Bir gün karizmatik ama bir o kadar da güvenilmez bir adam olan Anthony (Tom Burke) ile fırtınalı bir flört evresinde savrulurken kendini de bir sanatçı olarak bulur. Ona karşı aşırı koruyucu davranan annesine meydan okumaya ve arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirmeye başlar. Ancak arkadaşlarına olan bu ilgisi giderek yoğun ve kaygı dolu bir ilişkiye dönüşecek kadar derinleşecek, hayallerini dahi mahvedecek seviyeye gelecektir.



Hala İnanıyorum – I Still Believe (2020)

I Still Believe, Jeremy Camp'in aynı isimli adlı kitabından beyaz perdeye aktarıldı. Film, Camp'in ilk eşi ile olan ilişkisini odağına alıyor. Camp, ilk eşi Melissa ile ölmek üzereyken aşık olur ve evlenir. Melissa'nın tüm vücuduna kanser yayılmıştır. Çift, 2000 yılında tanışır ve evlenmelerinden dört buçuk ay sonra Melissa 2001 yılında hayatını kaybeder. I Still Believe, hristiyan müzisyen Jeremy Camp'in ergenlik yıllarına götürüyor. Camp'in yeniden hayata tutunması ise gelecekte ikinci eşi olacak olan Adrienne ile tanışmasıyla olur.

Şimdi Hep Beraber – All Together Now (2020)

Amber Appleton, bir otobüste yaşamaktadır. Annesinin erkek arkadaşının onları kovmasından sonra Amber, annesi ve sadık köpekleri Boby Big Boy ile birlikte, annesinin kullandığı okul otobüsü ‘Hello Yeloow’un arkasında kamp kurarlar. Umut ve iyimserlik prensesi olan Amber, kötü şeyleri kafasına takmamaktadır. O artık, alkolik annesi ve arkadaşlarının hayatını kurtarmaya odaklanır.



Safha 4 – Phase IV (1974)

Unutulmaz afiş ve açılış jeneriklerine imza atmış, 20. Yüzyılın ikonik grafik tasarımcılarından Saul Bass... Kısa filmi ile Oscar kazandıktan hemen sonra, ilk uzun metrajını çekmek için kollarını sıvadığında saygı hak ettiğini düşünüyordu, ama bu stüdyo yöneticileri için öyle değildi: Bass, karıncalar üzerinden zeki ve stilize bir bilimkurgu Paramount filmi yapmak isterken, klişe bir gişe canavarına çevirmek istiyordu. Bass’in kurgusu onay almadan değiştirildi, montaj sekansından oluşan final kesildi ve film gişede başarısız olunca da kısa sürede halının altına süpürüldü. Neredeyse 40 yıl sonra, kayıp finalin 35mm makarası bulununca restore edilen film, nihayet hak ettiği kıymeti hızla geri kazandı. Bass’in çektiği tek film olan Safha 4, benzersiz düşsel atmosferiyle perdede görülmesi gereken bir şölen.