Ateş Böceği (1975)

Genç işportacı günün birinde müşterisini çarpan adamı yakalayınca satışlardan daha çok para kazanır. Bu olay ona müşteriyi avlamak için yeni yollar denemesini sağlar. İşbirliği yaptığı yankesici kız onun kısa yoldan para kazanmasına sebep olacaktır.

Genç işportacı günün birinde müşterisini çarpan adamı yakalayınca satışlardan daha çok para kazanır. Bu olay ona müşteriyi avlamak için yeni yollar denemesini sağlar. İşbirliği yaptığı yankesici kız onun kısa yoldan para kazanmasına sebep olacaktır.

Yumurcağın Tatlı Rüyaları (1971)

Annesinin ölümünden sonra babası da işlemediği bir suç yüzünden hapse düşünce, Yumurcak (İlker İnanoğlu) kendine bakmak ve hayatını kazanmak zorunda kalır. Tek can yoldaşı köpeği Kahraman’dır. Bir gün mahallenin karpuzcusu Ali Dayı’ya yardım ederken, zengin bir kadın olan Selma’nın (Filiz Akın) çalınan cüzdanını köpeği ile hırsızı yakalayıp evinde geri verir. Orada kendisine çok benzeyen bir resim görüp şaşırır. Selma da bu benzerliğe çok şaşırmıştır. Resimdeki çocuğun oğlu olduğunu, ama öldüğünü söyler. Yumurcak’tan yanında kalıp oğlu olmasını ister. Böylece sevimli ve akıllı Yumurcak’ın yaşamında yeni bir dönem başlar. Cezası bitip tahliye olunca ilk işi Yumurcak’ı bulmak olan Nihat, (Ediz Hun) oğlunun zengin ve mutlu hayatını bozmak istemez. Gerçek kimliğini saklar ve Yumurcak’ın özel şoförü ve en iyi dostu olur. Ama çevrede kötü adamlarda vardır. Babasının bir düşmanı ve annesinin kıskanç eski nişanlısı birlik olup Yumurcak’ı kaçırırlar. Nihat’tan da Selma’nın kasasını soymasını isterler. Aksi halde her şeyi anlatacaklarını söylerler. Yumurcak “en iyi dostu”nun çete reisi olduğunu sanır. Nihat, Selma’ya gerçeği itiraf eder. Birlikte fidyecilerin peşine düşerler. Ve sonunda Yumurcak, kendisini koruyup yaşamını kurtarmaya çalışan Nihat’ın aslında babası olduğunu öğrenir. Bu gerçek, Yumurcak’ın küçücük yüreği için gelecek güzel günlerin müjdecisi anlamına gelmektedir.

Yumurcak Köprüaltı Çocuğu (1970)

Yumurcak (İlker İnanoğlu), babası Nihat’la (Cüneyt Arkın ) yaşayan ve yaramazlıklarından tüm mahallenin yaka silktiği, sevimli ama afacan bir çocuktur. Nihat eski bir arabada taksicilik yapar. Bir gün taksisine başı dertte olan Aysel isimli bir pavyon şarkıcısı biner. Onu kurtaran Nihat, Aysel’in şoförü olarak çalışmaya başlar. Pavyonun ortaklarından Bekir’in reddedilmesine karşın Aysel’de gözü vardır. Nihat’ın evine bıraktığı sarhoş Aysel’le yukarı çıktığı bir akşam diğer patron kıskandığı Bekir’i öldürüp cesedini Nihat’ın taksisinin bagajına koyar. Polise haber verip Nihat’ın da tutuklanmasına neden olur.

Evcilik Oyunu (1975)

Doğuştan beşik kertmesi nişanlı olan ama birbirlerini hiç tanımayan iki genç, babalarınca evlendirilmek istenince önce bunu istemez ve birbirlerine karşı oyun oynarlar ama gelişen olaylar sırasında aşık olup, sonunda kesin olarak birleşirler.

Taşı Toprağı Altın Şehir (1978)

Ökkeş Uyanık (Levent Kırca), eşi Fatma (Ayşegül Atik), oğlu Mehmet ve kardeşi Cemal ile köyde yaşamaktadır. Yıllarca birikim yapıp, İstanbul’da kendilerine bir traktör alırlar ve taksit parasını biriktirmek için çalışmaya başlarlar. Ökkeş, İdris’in (Hüseyin Baradan) yanında hamallık yapar. Fatma bir bar kadınının evinde hizmetçidir. Okula yazdıramadıkları Mehmet kahveye çırak olur. Cemal inşaatta çalışır. Fatma’nın patronu ona şehir kıyafetleri alır. Ökkeş bundan hoşlanmaz. Mehmet daha fazla para kazanmak için gizlice kaçak sigara satmaya başlar. Cemal ise patronunun gözüne girmiş, en iyi adamı olmuştur. Biriktirdikleri parayla traktörü almaya giderler. Ama zam gelmiş ve daha da borçlanmışlardır. Tekrar birikim yapmaları gerekir. Bu arada Ökkeş işten atılır. Meyva satmaya başlar. Mehmet sigara satarken yakalanır. Ökkeş oğlunu zorla karakoldan kurtarır. Fatma’yı ise patronu bara götürmüş, genç kadın sarkıntılıktan güç kurtulmuştur. Cemal’in patronu ise kaçakçıdır ve polis baskınında Cemal ölür. Mehmet arkadaşını bıçaklayıp hapse düşer. Tüm bu olumsuz ortama karşın Ökkeş traktörünü alır. Trafik şubesinden çıktığında traktörün çalındığını görür. Eve döndüğünde Fatma’nın yabancı bir adamla gidişine tanık olur. Ailede bir tek Ökkeş bozulmadan kalmış ama, İstanbul’un hiç de sandığı gibi taşı toprağı altın bir kent olmadığını acı bir şekilde anlamıştır…