Yumurcağın Tatlı Rüyaları (1971)

Annesinin ölümünden sonra babası da işlemediği bir suç yüzünden hapse düşünce, Yumurcak (İlker İnanoğlu) kendine bakmak ve hayatını kazanmak zorunda kalır. Tek can yoldaşı köpeği Kahraman’dır. Bir gün mahallenin karpuzcusu Ali Dayı’ya yardım ederken, zengin bir kadın olan Selma’nın (Filiz Akın) çalınan cüzdanını köpeği ile hırsızı yakalayıp evinde geri verir. Orada kendisine çok benzeyen bir resim görüp şaşırır. Selma da bu benzerliğe çok şaşırmıştır. Resimdeki çocuğun oğlu olduğunu, ama öldüğünü söyler. Yumurcak’tan yanında kalıp oğlu olmasını ister. Böylece sevimli ve akıllı Yumurcak’ın yaşamında yeni bir dönem başlar. Cezası bitip tahliye olunca ilk işi Yumurcak’ı bulmak olan Nihat, (Ediz Hun) oğlunun zengin ve mutlu hayatını bozmak istemez. Gerçek kimliğini saklar ve Yumurcak’ın özel şoförü ve en iyi dostu olur. Ama çevrede kötü adamlarda vardır. Babasının bir düşmanı ve annesinin kıskanç eski nişanlısı birlik olup Yumurcak’ı kaçırırlar. Nihat’tan da Selma’nın kasasını soymasını isterler. Aksi halde her şeyi anlatacaklarını söylerler. Yumurcak “en iyi dostu”nun çete reisi olduğunu sanır. Nihat, Selma’ya gerçeği itiraf eder. Birlikte fidyecilerin peşine düşerler. Ve sonunda Yumurcak, kendisini koruyup yaşamını kurtarmaya çalışan Nihat’ın aslında babası olduğunu öğrenir. Bu gerçek, Yumurcak’ın küçücük yüreği için gelecek güzel günlerin müjdecisi anlamına gelmektedir.

Yumurcak Köprüaltı Çocuğu (1970)

Yumurcak (İlker İnanoğlu), babası Nihat’la (Cüneyt Arkın ) yaşayan ve yaramazlıklarından tüm mahallenin yaka silktiği, sevimli ama afacan bir çocuktur. Nihat eski bir arabada taksicilik yapar. Bir gün taksisine başı dertte olan Aysel isimli bir pavyon şarkıcısı biner. Onu kurtaran Nihat, Aysel’in şoförü olarak çalışmaya başlar. Pavyonun ortaklarından Bekir’in reddedilmesine karşın Aysel’de gözü vardır. Nihat’ın evine bıraktığı sarhoş Aysel’le yukarı çıktığı bir akşam diğer patron kıskandığı Bekir’i öldürüp cesedini Nihat’ın taksisinin bagajına koyar. Polise haber verip Nihat’ın da tutuklanmasına neden olur.

Kanun Namına (1968)

Murat; “Bütün suç, bütün günah bende. Şimdi aradan geçen zamanlardan, çekilen acılardan sonra o günleri düşündükçe nasıl boş, nasıl manasız bir hayatın içinde ziyan olduğumu anlıyor, daha çok pişman oluyorum. Lakin o pırıltılı, o hızlı hayat benim gibi bir kenar semt çocuğunun başını döndürecek kadar güzeldi. Güçlü kuvvetliydim, bıçkın ve ataktım. Ekmek elden su gölden yaşamaya bayılıyordum. Şarkıcı dansöz kadınlar, içki, kumar her türlü eğlence içinde, bana rüya gibi gelen bir âlemdeydim. Kadınlar bir dediğimi iki etmiyor, bana para sıkıntısı çektirmiyorlardı. Doğup büyüdüğüm semt, annem, babam, beni tanıyanlar, arayanlar, sevenler aklıma bile gelmiyordu.” Annesi Lütfiye Teyze ve babası Fazıl Amca, Arnavutköy’de ler. Akıllarının ucundan bile geçmezdi böyle bir durum. Komşu kızı Nilüfer “İyi olsun da varsın biz unutsun” diye avutuyor Onları. Gizliden seviyordu delikanlıyı. Geçimi dışarıya dikiş dikerek. Üvey anası Aliye Rona ve kardeşi Leyla dışında, başka sorunlarla da uğraşmak zorunda. ‘Milyoner fabrikatör’ Semih Bey, evlerine biraz sıkça olan gelişlerinde evlilik arzusunu tekrarlıyor. Aç gözlü üvey anne “Leylacığımı sevsin, istesin diye neler yaptım ama sana gönül vermiş, ne çare” demek zorunda kalır. “İstemiyorum, zorla mı? Sevmiyorum” karşı çıkışları yetersiz. “Bağırma, alırım ayağımın altına. Evleneceksin. Bir kat verecek bize. Dediğimizi iki etmeyecek. Aşçı bile tutacak.” O zengin muhitte, Leylacığına bir koca bulma hayali içindeydi. Oysa Leyla, karşılıksız olarak sevdiği Murat’ın olacağı günü bekliyor! Olumsuz yanıt aldıkça “Bunları burnundan getireceğim, kan kusturacağım” diye içten içe kinlenen Semih’in gerçek amacını Şantöz Yıldız’la konuşurken anlıyoruz. Berbat haldeymiş! Arzudan geberiyormuş! Çok daha güzellerini tanımış ama o kızın yerini hiçbiri dolduramıyormuş. “Neler yapmadım, hâlâ ne yollar, ne açmazlar yapıyorum bilsen. Düşün, evlenme bile teklif ettim! Üvey anası ile ablası da sahiden alacağımı zannediyorlar Nilüfer’i. Parçalanıyorlar. İşin hilesine kaçacağım!” Tüm debelenmesine karşın isteğini gerçekleştiremeyecektir. Mahallede bunlar olurken, Beyoğlu’nda geçen iki yıldan sonra, ‘umulmadık bir hadise’ Murat’ın aklını başına getirir. Sevgilisi şarkıcı Semra’ya sarkıntılık eden Gazinocu Rüstem’i hırpalamıştı. Sonraki kavgada, patronun adamlarından Turgut’u yaralıyor. 16 ay süren hapisliğin ardından, Nilüfer ile evlenir, Tahsin Usta’nın tamirhanesinde çalışmaya başlar. “Hayat gerçekten yeni başlamıştı benim için. İçkimi bile evimde içiyordum. Bütün eğlencemiz, haftada bir iki bahçe sinemasına gitmekti. Lakin gene de içimde daimi bir kuşku vardı. Bu kadar sessiz, muntazam bir hayata alışmamıştım. Her an, olacak bir şeyi bekler gibiydim. Çok sürmedi, felaket apansız geliverdi.” Nilüfer için “Bir defa da olsa benim olacak” diyen Semih, bir plan yapmış. Murat’ın eskiden ‘kesik olduğu’ Yıldız, arabasını ‘tesadüfen’ tamirhaneye getirince delikanlının ‘kanı tekrar tutuşur’. Beraber olurlar. Oyuna getirildiğini anlayan Murat, Semih’i öldürüyor. Polise, teslim olmaya giderken, Nilüfer yine, ama bu kez çocuğu ile bekleyecektir.