Beyoğlu’nun Arka Yakası (1986)

Beyoğlu’nun önemini kim reddedebilir? Kültür-sanat kadar eğlence hayatının merkezi de yüzyıllardan beri orasıdır. Zamanında ana caddesinde hanımefendi ve beyefendiler şık kıyafetlerle boy gösterirken, arka sokakları hemen her alt kültürün buluşma yeri olmuş bir semt... İstanbul’la ilgili pek çok iktidar savaşının Beyoğlu üzerinden ilerlemesi, bu çokkültürlü merkezi yeniden biçimlendirmek isteyenlerin eksik olmaması da elbette şaşırtıcı değil.


Beyoğlu’nun önemini kim reddedebilir? Kültür-sanat kadar eğlence hayatının merkezi de yüzyıllardan beri orasıdır. Zamanında ana caddesinde hanımefendi ve beyefendiler şık kıyafetlerle boy gösterirken, arka sokakları hemen her alt kültürün buluşma yeri olmuş bir semt… İstanbul’la ilgili pek çok iktidar savaşının Beyoğlu üzerinden ilerlemesi, bu çokkültürlü merkezi yeniden biçimlendirmek isteyenlerin eksik olmaması da elbette şaşırtıcı değil.
Sürtük’ten bahsederken bunlar öncelikle akla gelmeyebilir. Film, gazino patronu Ekrem’in amatör şarkıcı Naciye’yi yetiştirip assolist yapmasını konu alır. Ancak Naciye müzik dersleri aldığı piyaniste âşık olunca işler karışır, çünkü Ekrem “eseri” üzerinde iktidarını ilan etmeye çalışır; filmin bir sahnesinde de Naciye’ye şöyle der: “O Beyoğlu caddesinde potin bile boyadım ben. Şimdi de senin gibilerle halkın gözünü boyayıp, para kazanıyorum.” Naciye gibi, Beyoğlu’nun gece hayatı da onun için bir proje, bir iktidar alanıdır. Gerçekten de Ekrem, bir nevi her şeyin üzerindeki “güç”tür; âşıklar bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışınca, iş buldukları küçük işletmeleri de satın alarak çalışmalarını engeller. Ancak gerçek hayattaki iktidar sevdalılarından farklı olarak sonunda ısrarından vazgeçer. Âşıkların birleşmesine aracı olduktan sonra gazinodan çıkar ve Beyoğlu sokaklarında yalnız başına yürür. Kamera uzaklaşırken, Ekrem de küçülür. Artık ne Naciye’nin, ne de Beyoğlu’nun sahibi olabileceğini anlamıştır.
Beyoğlu’nun Arka Yakası ise bu semte Ekrem ve benzerlerinin sürmeye çalıştığı cilayı söküp atar. Beyoğlu’nun arka sokaklarını gösterirken şöyle der film: “Beyoğlu’nu batırmak, yermek kadar kolay bir şey yok… İyi röportajcı Beyoğlu’na söver. Ben acemi röportajcıyım, Beyoğlu’nu öveceğim.” Filmin başkarakteri memur Haydar, Beyoğlu’nda felekten bir gece çalayım derken tüm maaşını bir fahişeye kaptırır ve başına gelmedik kalmaz. Sonunda gece boyu peşinden gittiği beyaz elbiseli kızın (cilalı bir Beyoğlu hayali) gerçek olmadığını kabul edecek ve Ekrem gibi sahneyi küçülerek terk edecektir. Her iki film de Beyoğlu’nun kendini ele geçirmeye veya çözmeye çalışan karakterleri eve eli boş yollamasıyla sonlanır.


Beyoğlu’nun önemini kim reddedebilir? Kültür-sanat kadar eğlence hayatının merkezi de yüzyıllardan beri orasıdır. Zamanında ana caddesinde hanımefendi ve beyefendiler şık kıyafetlerle boy gösterirken, arka sokakları hemen her alt kültürün buluşma yeri olmuş bir semt… İstanbul’la ilgili pek çok iktidar savaşının Beyoğlu üzerinden ilerlemesi, bu çokkültürlü merkezi yeniden biçimlendirmek isteyenlerin eksik olmaması da elbette şaşırtıcı değil.
Sürtük’ten bahsederken bunlar öncelikle akla gelmeyebilir. Film, gazino patronu Ekrem’in amatör şarkıcı Naciye’yi yetiştirip assolist yapmasını konu alır. Ancak Naciye müzik dersleri aldığı piyaniste âşık olunca işler karışır, çünkü Ekrem “eseri” üzerinde iktidarını ilan etmeye çalışır; filmin bir sahnesinde de Naciye’ye şöyle der: “O Beyoğlu caddesinde potin bile boyadım ben. Şimdi de senin gibilerle halkın gözünü boyayıp, para kazanıyorum.” Naciye gibi, Beyoğlu’nun gece hayatı da onun için bir proje, bir iktidar alanıdır. Gerçekten de Ekrem, bir nevi her şeyin üzerindeki “güç”tür; âşıklar bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışınca, iş buldukları küçük işletmeleri de satın alarak çalışmalarını engeller. Ancak gerçek hayattaki iktidar sevdalılarından farklı olarak sonunda ısrarından vazgeçer. Âşıkların birleşmesine aracı olduktan sonra gazinodan çıkar ve Beyoğlu sokaklarında yalnız başına yürür. Kamera uzaklaşırken, Ekrem de küçülür. Artık ne Naciye’nin, ne de Beyoğlu’nun sahibi olabileceğini anlamıştır.
Beyoğlu’nun Arka Yakası ise bu semte Ekrem ve benzerlerinin sürmeye çalıştığı cilayı söküp atar. Beyoğlu’nun arka sokaklarını gösterirken şöyle der film: “Beyoğlu’nu batırmak, yermek kadar kolay bir şey yok… İyi röportajcı Beyoğlu’na söver. Ben acemi röportajcıyım, Beyoğlu’nu öveceğim.” Filmin başkarakteri memur Haydar, Beyoğlu’nda felekten bir gece çalayım derken tüm maaşını bir fahişeye kaptırır ve başına gelmedik kalmaz. Sonunda gece boyu peşinden gittiği beyaz elbiseli kızın (cilalı bir Beyoğlu hayali) gerçek olmadığını kabul edecek ve Ekrem gibi sahneyi küçülerek terk edecektir. Her iki film de Beyoğlu’nun kendini ele geçirmeye veya çözmeye çalışan karakterleri eve eli boş yollamasıyla sonlanır.

Gülüm (2003)

Ali bey 65 yaşlarında içine kapanık tuhaf ihtiyardır.Kızı Gül2ün ölümünden sonra karısı evi terk edip kardeşinin yanına yerleşince iyice yalnız kalır... Ama eşiyle arasını düzeltmek için hiç bir girişimde bulunmaz... Günleini Salim bey'le (dünürü) balık tutarak, komşularının özürlü oğluyla ilgilenerek ve dolu dolu hayaller kurarak geçirir En büyük hayali bir torun sahibi olmaktır...Bir çocuğun hayatına yeniden anlam kazandıracağına yürekten inanmaktadır.Henüz doğmamış torununa oyuncaklar hazırlamaktadır... Ancak;iyi bir eğitim almış, kariyer sahibi ve parlak bir geleceği olan oğlu Sinan ve gelinin çocuk sabihi olmaya pek niyetleri yoktur. Ali bey ve dünürleri Salim bey'ler hiç beklemedikleri bir gerçekle yüz yüze gelirler...Hepsininde hayatlarında gizledikleri sırları vardır...



Ateş Böceği (1975)

Genç işportacı günün birinde müşterisini çarpan adamı yakalayınca satışlardan daha çok para kazanır. Bu olay ona müşteriyi avlamak için yeni yollar denemesini sağlar. İşbirliği yaptığı yankesici kız onun kısa yoldan para kazanmasına sebep olacaktır.

Genç işportacı günün birinde müşterisini çarpan adamı yakalayınca satışlardan daha çok para kazanır. Bu olay ona müşteriyi avlamak için yeni yollar denemesini sağlar. İşbirliği yaptığı yankesici kız onun kısa yoldan para kazanmasına sebep olacaktır.

Evcilik Oyunu (1975)

Doğuştan beşik kertmesi nişanlı olan ama birbirlerini hiç tanımayan iki genç, babalarınca evlendirilmek istenince önce bunu istemez ve birbirlerine karşı oyun oynarlar ama gelişen olaylar sırasında aşık olup, sonunda kesin olarak birleşirler.