İstanbul’un Gözü – The Eye of Istanbul (2015)

THE EYE OF ISTANBUL tells the story of Ara Guler, the legendary Armenian-Turkish photographer, through a culmination of his retrospective exhibition in Istanbul. As Ara selects his photographs, the stories behind his most iconic images spring to life. At 87, Ara is a complex and unforgettable character; he is still sharp, irreverent, funny and philosophical. Although he is mostly recognized for his black and white photographs of Istanbul, he has enjoyed an international career, which has spanned over sixty years and has generated more than 1 million photographs. Ara's artistic process, his resourcefulness and fearlessness are revealed through a non-linear narrative in the film. Ara is revered in his homeland, however, the question remains as to what will happen to his archives, which are deemed to be a national heritage and a global treasure.

Taşı Toprağı Altın Şehir (1978)

Ökkeş Uyanık (Levent Kırca), eşi Fatma (Ayşegül Atik), oğlu Mehmet ve kardeşi Cemal ile köyde yaşamaktadır. Yıllarca birikim yapıp, İstanbul’da kendilerine bir traktör alırlar ve taksit parasını biriktirmek için çalışmaya başlarlar. Ökkeş, İdris’in (Hüseyin Baradan) yanında hamallık yapar. Fatma bir bar kadınının evinde hizmetçidir. Okula yazdıramadıkları Mehmet kahveye çırak olur. Cemal inşaatta çalışır. Fatma’nın patronu ona şehir kıyafetleri alır. Ökkeş bundan hoşlanmaz. Mehmet daha fazla para kazanmak için gizlice kaçak sigara satmaya başlar. Cemal ise patronunun gözüne girmiş, en iyi adamı olmuştur. Biriktirdikleri parayla traktörü almaya giderler. Ama zam gelmiş ve daha da borçlanmışlardır. Tekrar birikim yapmaları gerekir. Bu arada Ökkeş işten atılır. Meyva satmaya başlar. Mehmet sigara satarken yakalanır. Ökkeş oğlunu zorla karakoldan kurtarır. Fatma’yı ise patronu bara götürmüş, genç kadın sarkıntılıktan güç kurtulmuştur. Cemal’in patronu ise kaçakçıdır ve polis baskınında Cemal ölür. Mehmet arkadaşını bıçaklayıp hapse düşer. Tüm bu olumsuz ortama karşın Ökkeş traktörünü alır. Trafik şubesinden çıktığında traktörün çalındığını görür. Eve döndüğünde Fatma’nın yabancı bir adamla gidişine tanık olur. Ailede bir tek Ökkeş bozulmadan kalmış ama, İstanbul’un hiç de sandığı gibi taşı toprağı altın bir kent olmadığını acı bir şekilde anlamıştır…