Yabandan Gelen Adam – Giù la testa (1971)

Meksika Devrimi sırasında geçen film, patlayıcı madde ustası bir İrlandalı asker ile onun bu maharetini banka soymakta değerlendirmek isteyen bir başka paralı askerin başlarından geçenleri anlatıyor. Bir grup politik mahkumun kurtulmasına da sebep olan Sean Mallory bir anda halk kahramanı olur. Tek amacı çok paraya ve biraz şöhrete konmak olmasına rağmen, devrim kahramanlığı pek beklemediği bir şeydir. Bir zaman sonra tüm kontrolü yitirir ve ok yaydan çıkmış olur..



Arzu (1976)

Şehvet düşkünü bir kız Arzu , aynı evi paylaştığı Halil'e ilgisi vardır..ve halil'in aslında kendisinin öz kardeşi olduğunu bilmez bunu baba sadık bey saklamıştır..ve bu ilgiden habersizdir..arzu halil'in başka biri ile olmasına tahammül edemez..ve buna engel olmak için tüm dişiliğini koz olarak kullanır..ve Halil'in nişanı sırasında bir faciaya sebep olur...ve halille olabilmek için yalanlar uydurup başkalarının mutluluğuna engel olur..bir zaman sonra herşey anlaşılır..halil özkardeşi olduğu arzunun yanıbaşında bileklerini keser baba sadık bey ise tüm bunların tek sebebinin kendisini olduğunun sonucuna vararak tek kurşunla intihar eder

Palyaçolar – I Clowns (1970)

Fellini’nin sirke ve gerçeküstüne duyduğu büyük ilgi, son başyapıtlarından biri olan Palyaçolar’da gün ışığına çıktı. Film Fellini’nin çocukluğunda palyaçolarla ilgili saplantısını yansıtıyor ve küçük bir çocuğun, odasının penceresinden, kurulmakta olan bir sirki izlemesiyle başlıyor. Her ne kadar komik olsa ve “belgesel komedi” olarak adlandırılsa da, bu film otorite, yoksulluk, tevazu ve kibir gibi daha derin insanlık durumlarını inceler, bunların tümü de yörenin seks delisi berduşu, cüce bir rahibe ve sakat bir Mussolini destekçisi gibi karakterler olan palyaçolar aracılığıyla verilir. Ardından, Fellini’nin gençliğindeki bu palyaçoları Paris’te aramaya koyulup başlarına neler geldiğini öğrenmeye çalışmasıyla film, anlatıdan ve düşsel havasından uzaklaşıp daha belgesele yakın bir yaklaşım benimser.



Nil’de ölüm – Death on the Nile (1978)

Ünlü dedektif Hercule Pierrot bu kez Nil'de yol alan S.S.Karnak gemisindedir. Zengin bir mirasyedi olan Linnet Ridgeway gezi sırasında öldürülür. Pierrot cinayeti araştırmaya başlar. Gemi limana yanaşmadan önce cinayeti çözmesi gerekmektedir. Ancak işi zordur. Çünkü gemide bulunan herkes Linnet'in ölümünü isteyecek niteliktedir.



Pasifik Savaşları – Midway (1976)

Savaşın amacı stratejik Midway adası'nı almak ve Amerikan uçak gemilerini yok etmekti. Bu amaçla toplanan Japon armadasında 200 parçalık Japon filosunda 8 uçak gemisi ve 11 zırhlı bulunuyordu. Buna karşılık Amerikalılar 3 uçak gemisi etrafında 76 parçalık bir filo hazırlayabilmişlerdi. Ne var ki Japonlar güçlerini dağıttılar. İki uçak gemisini, Amerikalıları kuzeye çekmek için Aleutian Adaları’na doğru göndermişler, iki uçak gemisini de esas filonun çok gerisindeki çıkarma filosuna tahsis etmişlerdi. Japon şifresini çözen Amerikalılar birçok bocalamaya ve Yorktown’ın bu sefer batmasına rağmen, Japon İmparatorluk Filosu’nun bel kemiği olan en önemli dört Japon uçak gemisini batırdılar. Bu savaşın Amerikalılar lehine sonuçlanmasındaki en önemli etken Amerikan ordusunun Japon şifreleme sistemini çözmeleri ve Japonların bundan haberi olmamasıdır. Film pasifik savaşını konu almaktadır.



Bizim Gibi Hırsızlar – Thieves Like Us (1974)

Büyük Bunalım zamanında geçen ve Mississippi kırsalında, kanuna karşı gelerek soygunlar yapan iki sevgilinin yaşadıklarını anlatan film, Robert Altman'ın en iyi filmlerinden biri olarak görülüyor. Görsel zenginliği, Amerika'nın yakın tarihine yönelttiği revizyonist bakış ve lirik tatlar taşıyan anlatımıyla özel bir yapım olan filmin görüntü yönetmenliğini “César ve Rosalie”, “Dantelci Kız” filmlerinden tanıdığımız Jean Boffety yapıyor.



Aşk Hikâyesi – Love Story (1970)

Köklü ve zengin bir aileden gelen Oliver Barrett IV (Ryan O'Neal) ,aile geleneğini devam ettirerek kendisinden öncekiler gibi Harvard Üniversitesinde hukuk okumaktadır.Bir gün Radcliffe Kolejinde müzik öğrencisi olan işçi sınıfından Jennifer Cavalleri (Ali MacGraw) 'ye aşık olur.Çift evlenmeye karar verir,ancak Oliver'in babası Oliver Barrett III (Ray Milland) bu evliliğe onay vermez ve oğlunun harçlığını keser ayrıca onu mirasından da mahrum edeceğini söyler.Oliver'ın babasının maddi desteği olmadan Harvard'a devam etmesi çok zordur.Hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan yeni evli çift Oliver'in okul masraflarını karşılamak için farklı işlerde çalışmaya başlarlar.Bu arada çocuk istedikleri halde gebe kalamayan Jennifer'in yapılan tetkikler sonucunda lösemi hastası olduğu anlaşılır.
video

Rüzgârın Sesi – The Wind And The Lion (1975)

Theodore Roosevelt'in 1933'deki ABD başkanlık seçimini henüz kazandığı dönemde Fas'ta Eden Perdicaris (Candice Bergen) adlı Amerikalı bir kadın ile 2 çocuğu kaçırılır. Kadını kaçıran, Mulai Ahmed er-Resuli (Sean Connery) adlı bir Berberi kabile şefidir. O sıralar Fas krallığını aralarında paylaşmış olan Fransız, İngiliz ve Almanlar bu kaçırma hadisesinden rahatsız olurlar. Çünkü bu olayı milli bir onur meselesi haline dönüştüren Roosevelt'in Fas'a asker göndererek, oradaki pastaya ortak olmasından çekinmektedirler. Gerek dağlarda gerekse çölde göçebe gibi dolaşan Berberi şefin izi bir türlü bulunamayınca, Resuli'nin yeğeni olan Fas sultanından yardım alma ihtiyacı hissedilir. Diğer taraftan, aradan geçen uzun süre içinde Bayan Perdicaris ile çocukları ise Resuli'nin yaşam biçimine alışacak, kaçırma olayı giderek gönüllü bir rehinelik olgusuna dönüşecektir.



Kartal Battı – Airport ’77 (1977)

23 numaralı uçuş, VIP'ler ve değerli sanatlar alan Philip Stevens'a yeni müze alırken Bermuda Üçgeninde yere düştü. Ancak kaçakçılar uçaktan çıkıp uyku gazıyla herkesi mahvettikleri zaman uçak denizde çöküyor. Yolcular hayatta kalabiliyorlar ancak cephedeki küçük bir delik uçağa taşıyor ve herkesin su altında 200 feet sıkışması nedeniyle iki cesur kurtarma harekete geçirilmelidir.



Emmanuelle: Bir Kadının Sevinçleri – Emmanuelle: L’antivierge (1975)

Emmanuelle, iki aylık ayrılıktan sonra Hong Kong’a, kocası Jean’ın yanına gider. Birbirlerini ilk gördükleri anda, ikisinin de birtakım sırları olduğu açığa çıkar. Ve yaşadıkları maceraları, birbirlerine anlatma konusunda anlaşırlar. Bu arada Jean, kısa bir süre için arkadaşı Christopher’ı evine konuk eder. Emmanuelle ise, bu adam sayesinde şehrin en kötü mahallesi olan ‘Jade’in Bahçesi’ni keşfeder. Katıldıkları bir davette Emmanuelle, hoş, gizemli ve başta vahşice davranan Anna-Maria ile tanışır.